Hasta halimle video çektiğim için sesim borazan gibi kusura bakmayın. 
 İyi seyirler :)



  Pek çok kişi Böğürtlen Kışını biran önce okumalısın demişti. Sarah Jio zaten kaliteli bulduğum ve beğendiğim bir yazar. Ama bu kitabı beklentilerimin kat kat üstünde çıktı. 

  Artık kapak görseli için bir şey deme gereği duymuyorum. Ne de olsa Arkadya Yayınlarından bahsediyoruz :)

  Kitabımız iki zamanda geçiyor. Ben her zaman iki zamanda geçen kitapların biraz riskli olduğunu düşünmüşümdür. Yazar konuyu bu şekilde anlatırken ya batırır yada gerçekten iyi bir şekilde kullanır. Sarah Jio bu konuda gerçekten çok başarılı. İki farklı konuyu okumanıza rağmen hiçbir kopukluk hissetmedim. Hatta bu sayede kendimi kitaba daha çok kaptırdım diyebilirim.

Kitabımın imzalı olduğunu söylemiş miydim :D
 Kitabın tamamında bir gizem vardı. Tabi bilinmezlikler kitabı çok çekici bir hale getirdi. Ayrıca Böğürtlen Kışı hiç tahmin edemeyeceğim bir şekilde sonuçlandı.

 Herkes bu yazara- sadece bu kitabı için değil, diğer kitapları için de geçerli- bir şans vermeli.

PUANIM:



 Sırlarla dolu bir hayat...Büyük aşk... Ve hayatın zorluklarına tek başına göğüs geren güçlü bir kadın...

 Gerçekten beni etkileyen bir kitap oldu. Hatta elimden bırakmayıp her yerde okumaya çalıştım. 

 Kitabın içeriği hakkında yine bir şey söylemeyeceğim. Çünkü daha yeni spoiler yemişken kitabı okumak isteyen insanlara da bunu yapmak istemiyorum.

Kır Çiçeği Tepesinde beni en çok etkileyen şey karakterlerin gerçekçiliği oldu. Ne tam anlamıyla iyi karakterler vardı ne de kötülük timsali karakterler vardı. Kötülük yapanların neden yaptığını  anlayıp onlarla empati kurabildiğim nadir kitaplardandı. Bu olay da kitaba kendimi kaptırmama sebep oldu.

Ayrıca bu kitaptan birçok ders çıkarılabileceğini düşünüyorum. Misal bu gün elimizde bulunan güce güvenmememiz gerektiği çok güze bir şekilde anlatılmıştı. Anlık bir olay hayatınızı tamamıyla değiştirebilir.  

 Kitapta hoşuma giden bir olay ise zayıf saf bir kadının annelik duygusuyla nasıl güçlü bir kadın olduğunu görüyoruz (azıcık spoiler mi oldu ne O.o). Annelik duygusu beni her zaman büyüler. Çünkü Evladın ne yaparsa yapsın her zaman onu kendinden daha önemli gören annelik duygusu kadar yüce bir duygu yoktur.

 Sonuç olarak benim çok beğendiğim zorla anneme de okutacağım harika bir kitap :)

PUANIM:





 Normalde kahverengi rengini pek sevmem ama konu makyaj ve kitap olunca kahverengi delisi okuyorum. Bu kapakla da Arkadya beni delirtti. Sizde de oluyor mu bilmiyorum ama misal uzun süredir beklediğim bir kitap çıkınca veya güzel kapağı olan kitap görünce deli gibi mutlu oluyorum.(Eğer kitap benim değilse tam tersi çok üzülüyorum )

 Her neyse biraz matematik testi çözdükten sonra sımsıcak yatağıma gidip bu güzelliği okumaya başlayacağım. 



 Mutluluğun Öteki Yüzü bitti, beni de bitirdi. Sinirlerim laçka oldu. Bir kitabı okurken bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. Oldum o lası velayet davasıyla alakalı filmleri falan izlerken çok gerilirim ve kendimi kaptırırım. Kitabımızda da velayet davasının olması yine kendimi fazla kaptırmama sebep oldu.
  
 Ella sevdiği kocası ölünce iki üvey evladı ile başbaşa kalıyor.  Ve kocasının cenazesine üvey çocuklarının annesi gelince hayatı altüst oluyor. Tabi Ella üvey çocuklarını bir öz annenin çocuklarını sevdiği gibi seviyor. Birde çocukların öz annesi Paige yıllar sonra gelip yüzsüz yüzsüz çocuklar benim deyip velayet davası açıyor. 

 Ay Paige o kadar sinirimi bozdu ki ! Çocukları çaktırmadan Ella'dan soğutmaya çalışması yok mu ! Ella gerçekten iyi dayandı. Çok güçlü bir karakterdi .Ben olsam o Paige cadısına ne yapardım bilmiyorum.

 Gerçi kitabın sonunda Paige hakkında bir şeyler öğrenince davranışlarının sebebini anlıyorsunuz ama cık ben yine de gıcık aldım bir kere. Sevmediğim karakterler listesinde yerini aldın Paige!



 Kitapta beni tek rahatsız eden şey sadece bu velayet konusunun üzerinde durulmamasıydı. Yazar birçok konuyu bir arada başarılı bir şekilde işlemiş. ama ben şimdi velayet davasına kendimi fazla kaptırdığım için o bölümlerde biraz sabırsızlandım. Eğer bu konuda kendimi fazla kaptırmasaydım o bölümlere de bayılırlardım :D

Not: Arkadya kapaklarını beğendiği her zaman söylüyorum ama bu kapağa bir ayrı bayıldım. Ben çok sevdiğim iki renk- mavi, mor- kullanılmış ve kapak kitabın içeriğine çok güzel uymuş :)

PUANIM:




 Kapağın güzelliğine bakar mısınız^.^ En sevdiğim iki renk olan mavi ve mor kullanılmış. Bugün hastanede bir iki sayfa okudum. O yüzden tam olarak konusunu anlayamadım. Bu yazıyı yazdıktan sonra gidip okuyacağım :)

 Siz Arkadya kapakları hakkında ne düşünüyorsunuz ?


Gerçek mutluluk nedir, nerededir? Peki, onu bulmak için ne kadar ileri gidebilirsiniz?

Ella Beene için mutluluk eşi Joe ve Joe’nun önceki evliliğinden olan iki küçük çocuğuyla kurduğu mutlu yuva demektir. Ancak bir yaz sabahı Joe’yu onlardan sonsuza dek koparan acımasız dalga, sadece onu değil sırlarını da beraberinde götürür. Üç yıl boyunca çocuklara kendi öz evlatlarıymışçasına bağlanan Ella’nın hayatı, cenaze töreninde çocukların biyolojik anneleri Paige’in ortaya çıkmasıyla da tamamen altüst olur.
Joe’yla evlilikleri boyunca Paige’in Joe’yu ve çocukları terk edip gittiğini ve ortadan kaybolduğunu sanan Ella’nın kalbinde tarifsiz bir acı, elindeyse çözülmesi gereken yepyeni bir bulmaca vardır artık. Bir yandan canından çok sevdiği çocukları için Paige ile velayet savaşı verirken, diğer yandan Joe’nun ona miras bıraktığı diğer şeyin, yani hiç açılmamış mektupların içinde pusuda bekleyen sırların ardındaki gerçeği öğrenmek zorundadır. Ella, kalp ağrıları ve gözyaşlarıyla dolu bu yolculukta her şeye rağmen umut etmeyi bir kez daha hatırlayacaktır.
Seré Prince Halverson’ın duygu yüklü kaleminden dökülen Mutluluğun Öteki Yüzü, herkesi derinden etkileyecek, yüreklerinize kazınacak türden bir roman.


“Halverson’ın güçlü ve gerçekçi bir hikâyeyle süslediği bu harika roman sizi alıp götürecek. Sayfaların nasıl akıp gittiğini anlamayacaksınız bile.”
Library Journal

 Çıkış Tarihi: 12 Ağustos



 Nasıl çaresiz bir haldeyim bir bilseniz. Çok güzel olan kitaplar bile elimde sürünür oldu.  Okuyamıyorum. Okusam da okuduğum şeyden bir şey anlamıyorum. Bu haldeyken Zavallı Gölgelerin Ressamı da arada kaynadı gitti. Aslında güzel bir konusu vardı ama dediğim gibi okuduğumdan pek bir şey anlayamadım. O yüzden Başka bir zaman tekrar okuyup yorumlayacağım.

 Sizin başınıza da geldi mi bu durum ? Geldiyse nasıl geçti ? :(



 "Bir ressamın, kendi dünyasını elleriyle tabloya aktarması için bir başına kalması için bir başına kalması gerek. Bir ressam sessizliğe ve yalnızlığa ihtiyaç duyar."

 "Damarlarımızda aynı kan dolanıyor, aynı ateş. Dünyanın derinliklerinde neler olduğunu sana göstermek için cehennemden geldim."



 Ya Sonra

Ben her gün bir düzine kırmızı kadife keki pişirmiyor, erkek arkadaşımın sevgilisinden bir çocuğu olduğunu öğrenmiyor veya bir cinayete tanıklık etmiyordum. Sakin olmalıyım ve Miranda uyarısını temel alarak tüm menüyü yapmalıyım. Soğan, füme jambon ve biberli peynir gereklidir. Bütün malzemeleri derin bir ekmek kabuğunun içine koyun ve ağır krem şantiyi, tuzu ve karabiberi ekleyin. Dolgu esmerleşinceye kadar 400 derecelik fırında pişirin. En-iyisi-sessiz-kalın ve en-iyisi-avukat-Pita-Dippers-olun salsa sosu ile servis edin.

Coop O’Malley benim avukatım ve erkek arkadaşım. O sadece Charleston’da büyük bir firmada çalışmaya başlamıştır. İş, cumartesi öğleden sonra Palmetto Place’de tatlı çay eskalopu yemek yerine kek pişirmek için evde kalmak yüzünden ülser oldurur. Biz orada buluşup Coop’un 31. yaş gününü kutlamayı düşünüyorduk ama ben kapıdan çıkıp yola düşmüşken telefon etti.

“Merhaba Tenny” dedi. “Son dakikada iptal etmekten nefret ediyorum ama mesaiye kalmam gerektiğini söyledi.”

Ondan şüphe etmek için hiçbir neden yoktu. Coop, kurallara göre bir adamdı. Sadık, titiz ve çalışkan. Bu, biz daha çocukken, ilk yerde beni ona çekmişti. Ben doğal, soruna eğilimli bir kızım ama Coop, tedbirli ve kuralları izleyen bir adam. Onun kişisel sloganı, saatinin arkasına oyulmuştur; semper paratus, her zaman hazırlıklı. Benim sloganım, merda accidit, olur böyle şeyler! Karşıt düşünceler, öyle değil mi?

Günümün geri kalanını, The Picky Palate –tarihi bir bölgede bulunan bir café- için siparişlerimi hazırlamak için harcadım. Ben, özgür bir fırıncıyım. Benim gibi kendi kendini geliştirmiş biri için hayallerin mesleğidir, özellikle bu şehir profesyonel aşçılarla dolduğundan beri. Evde çalışıyorum ve hamur işlerimi, sattığım her şeyden komisyon aldığım ceféye taşıyorum. Kırmızı kadife kek, diğer Low Country’nin favorileri olan –karides ve irmik matinesi, Bene Wafer Trifle, Pluff Mud Pie- gibi döner cam tabakta gidiyordur. Günün sonunda ise, raflar bomboş kalıyordur.

Öğleden sonra geç saatlerde, keklerimi üstü açılabilen türkuaz hırpalanmış araba koyuyorum ve caféye sürüyorum. Tereyağlı mısır ekmeğinin kokusu beni koridorda yerle bir ediyor ve şeritlerle bağlanmış gurme jöle, limon loru ve bamya turşusu kavanozları ile dolup taşan rafların yanından geçiyorum.

Patronum ofisinden çıkıyor ve çilli kolunu belimin etrafına koyuyor. “Şef okuluna geri dönüyorum,” diyor Jan. “The Picky Palate’i satıyorum. Burayı satın almak ister misin?”


Çekilişe katılmayı unutmayın :)

 Aşk Tadında Hayat'ı incelediğimiz blog turununun üçüncü gününde herkese merhaba ! Blogumda kitap hakkındaki düşüncelerimi okuyabileceksiniz. 

 YORUM: Gerçekten de harika bir kitaptı. Bir solukta bitirdim ama okurken sinirlerim harap oldu. Gerçekten insanın sinirlerini alt üst eden bir kitaptı. Ve kesinlikle harikaydı.

 Kitabın içeriğinde beni rahatsız eden pek birşey olmadı ama ilk defa Arkadya'nın bir kapağını beğenmedim. Aslında kapak kesinlikle güzel ama kesinlikle kitabın konusuna uymuyor. Kitabın içeriğine göre fazla sevimli.  Keşke orijinal kapağı kullansalarmış. Belki bu kapak daha çekici olabilir ama orijinal kapak kesinlikle içeriğe daha uygun. Umarım Arkadya serinin diğer kitaplarının kapaklarında orijinal kapağı kullanır. 


Aşk Adında Hayat'ın Orijinal Kapağı

 Kitap zavallı kızımız Teeny'nin, nişanlısının aslında o kadar da masum bir adam olmamasını öğrenmesiyle başlıyor. Aldatıldığını öğrenen Teeny ufak çaplı (!) bir sinir krizi geçirdi. Birkaç gün sonra Teeny'nin nişanlısı ölü olarak bulunur ve eldeki tek şüpheli Teeny'dir. Masum olduğunu kanıtlamak için Teeny'nin tek umudu ilk aşkıdır.

 Hah! Sırası gelmişken Teeny'nin ilk aşkından bahsedelim. Bir insan  bu kadar mu ikiyüzlü pislik olur ya ! Okurken çok sinir oldum.
 Okurken yer yer sinirlensem de bir çırpıda okudum. Kitabı bitirdiğimde ise Hayatımda okuduğum en berbat kitap söylenmeye başladım. Bir kitap böyle gıcık bir yerde bitirilir mi ya! Tabi sonradan seri olduğunu öğrendim ve rahatladım :D 

 Serinin ikinci kitabını büyük bir merakla bekliyorum. Beklenmeyecek gibi değil. Yazarlar okurlara işkence etmekten zevk alıyorlar. Bu kitabı okuduktan sonra bu düşüncem kesinleşti :D 

 PUANIM:




Ve Bu güzel kitabı kazanmak içi çekilişe katılmayı unutmayın :)

Katkılarından dolayı Arkadya Yayınlarına teşekkür ederiz :)




 Tanıtım videosunu izledikten sonra bu kitabı kesinlikle benim olmalı diye düşünmüştüm. Arkadya'nın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yaptığı çekilişle de benim oldu =D Güzel bir roman okuyacağımı biliyordum ama bu derece güzel olacağını hiç tahmin etmemiştim.

Kitabımız gazeteci Matt'in kardeşiyle gittiği bir barda başlıyor. Matt kardeşinden gözünü bir anlığına ayırıyor ve geri baktığında kardeşini göremiyor. Tüm barı aramasına rağmen kardeşini bulamıyor. Bir gün sonra terk edilmiş bir evde kız kardeşinin çıplak  cesedi bulunur. Kardeşinin cinayetiyle ilgili tek ipucu vardır. Kız kardeşinin kaçırıldığı saatlerde Ipod'una yüklenmiş bir şarkı. "Pariste Bir Sevgili... Başını Kestim..." Matt bu ipucunun başka cinayetleri de işaret ettiğini düşünerek Paris'e gider...

 Kitabın başından itibaren katilin duygularını öğrenmemiz hem heyecan kattı hemde kitaba çabucak kuru gerilim yerine katilin duygularını ve psikolojik durumunu anlayarak empati kurmamı sağladı. Benim gözümde Tess kitaplarından daha değerli bir kitap oldu.  Temposu hiç düşmedi ama 250 sayfadan sonra kitabın temposu tavan yaptı. Bir türlü elimden bırakamadım. Hele o yeraltı mezarlığında geçen bölümler harikaydı!

 Normalde bir kitabı bir kereden fazla okumam ama Ölüm Şarkısını bir ara tekrar okumayı planlıyorum. Araştırma yapmadım ama yazarlarımızın birçok kitabının olmasını ve Arkadya'nın bizi bu kitaplarla bir an önce buluşturmasını umuyorum:)

PUANIM:


Kitabın kapağını açtığınızda göreceğiniz ilk yazı


Kitabı Okurken Dinlediğim Şarkı:





 Herkese merhaba! Nisan ayının ikinci gününde mart ayında neler okumuşum, beğenmiş miyim yoksa nefret mi etmişim bir göz atalım istedim. Videoda yorgunluğum sebebiyle çok durakladım ve çoğu zaman cümleleri karıştırdım. Bu bana ders olsun. Eğer bir daha video çekecek olursam hafta sonu dinç bir şekilde olmaya özen göstereceğim :)

 Geçen ay siz kaç kitap okudunuz ? yorumlarınızı merakla bekliyorum =)

  Okumaya başlamadan önce sıcacık bir öykünün beni beklediğini düşündüğümü söylemiştim. Benim gibi bir kitapta 'kan gövdeyi götürsün' kriteri arayan birini bile kendisine bağlattı :) Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen birçok yazardan daha iyi bir anlatımı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim.

 Julia'nın hayatı yıllar önce yaşadığı bir olay yüzünden tepetaklak olmuştur. Kardeşiyle görüşmüyor ve  kocasıyla iki yabancı gibiler.Kısacası Julia yaşadığı tramva sonrası kendi kabuğuna çekilmiş durumdadır. Bir gün eve geldiğinde kapıda bir tabağın içinde bir ekmek buluyor. Ekmeğin tarifini deneyen Julia  gittiği çay salonunda kendisi gibi hayatında belli problemleri olan iki kadınla tanışır. Julia bu iki kadına yaptığı ekmeğin hamurundan onlara da verir ve üç yaralı kadın bir ekmek hamuru sayesinde arkadaş olurlar.

 Çoğu yeri Küçük Mucizeler Dükkanı'na benzettim. Hayatında problem olan birkaç kadının belli bir şey etrafında bir araya gelmesi falan okurken sık sık kıyaslama yapmama neden oldu. Bu kıyaslamada da Dostluk ekmeği açık ara öne geçti. Çünkü daha hareketli ve merak uyandırıcıydı. Ayrıca sadece akıcılığıyla okutturmuyor, okurken kitap anlatılmak istenilen duyguyu başarılı bir şekilde hissettiriyor.

 Okurken beni tek rahatsız eden durum son 20-30 sayfasında durgunlaşması oldu. Birde o ekmeği kimin bıraktığını öğrenseydim iyi olurdu. Ekmeği ikimin bıraktığıyla ilgili dolu tahminim vardı. 





 Kapak kitabın konusunu çok güzel bir şekilde yansıtmıştı.Benim dikkatimi kapağın üst kısmındaki raf  çekti.  Kitaplığım dolduğunda duvara buna benzer bir raf yaptırmayı düşünüyorum :)



PUANIM: 



Kitabı Okurken Dinlediğim Şarkı:




 Mart ayında yorumlamam için gönderilen Dostluk Ekmeğini okumaya başlıyorum. Arka kapaktaki yazıyı okumadım ama kitabın kapağına bakarak sıcacık bir öykünün beni beklediğini düşünüyorum. Okuyup göreceğim :D

Kitabın kapağını açtığımda bu güzel yazıyla karşılaştım :)


Gülümse Anılara'yı incelediğimiz blog turumuzun ikinci gününde herkese merhaba! Blogumda kitap yorumumu okuyabilir ve çekilişe katılabilirsiniz. Yazarla söyleşi, alıntılar ve daha fazlası için diğer blogları ziyaret etmeyi unutmayın :)

Yorum: Marissa uzun süredir arkadaşı olan Julia ile buluşmaya karar verir. Julia buluşmaya gelirken bir taksi ona çarpar ve Julia kısmi hafıza kaybına uğrar. Marissa bu kaza sonucu arkadaşının tuhaf hareketlerine bir türlü alışamaz. Zaman geçtikçe Julia'nın bu tuhaf hareketleri Marissa'nın geçmişini ve arkadaşlıklarını sorgulamasına sebep olacaktır.

  Başlarda harika ilerliyordu. Okurken ileride neler olacağına dair binlerce senaryo üretiyordum ama bir süre sonra okurken sinirimi bozmaya başladı. Marissa'nın arkadaşı söz konusu olunca hep alttan alması ve ezik durumuna düşmesi sinirimi bozdu. Okurken sık sık İyi ki Julia gibi bir arkadaşım yok diye şükrettim. 

 Belli bir süre sonra ileride ne olacağını merak etmeyi bıraktım. Çünkü odaklanabildiğim tek şey Marissa'nın arkadaşlıkları konusunda verdiği bolca taviz ve Julia'nın ne gıcık bir insan olduğuydu. 

 Sonunda ise beni şaşırttı - ve kesinlikle hayal kırıklığına uğrattı. Daha güzel bir son yapılabilirdi. Çok basit bir sondu. Okurken arkadaşlık ve dostluk konulu bir kitap yerine ihanet konulu bir kitap olarak bakarsanız belki beğenebilirsiniz. 


PUANIM:




 Tur takvimi:

2 Mart 2013
Yazar Tanıtım – http://kitaptelvesi.blogspot.com 

Kitap Tanıtım – http://kitapsayfalarii.blogspot.com

Ön Okuma – http://kordugumhayaller.blogspot.com 

Kitap Çekilişi - http://kitapasigi.blogspot.com

3 Mart 2013
Alıntılar – http://asabibakire.blogspot.com vehttp://kahvekokulukitap.blogspot.com

Yazar Söyleşi – http://tugceninkitapligi.com

Farklı Bloglara Gezi - http://gokkusagindakisonrenk.blogspot.com

Film olsaydı – http://tarihiaskromani.blogspot.com
Ya Sonra – http://tarihiaskromani.blogspot.com

Kitap Yorumu – *9 Blog Birden

*9 Blog’un yorumlarını bir aradahttp://konusankitaplarileblogturu.wordpress.com 
adresinde bulabilirsiniz…







 İki şanslı okuyucumuz blog turumuzun sonunda Gülümse Anılara kitabının sahibi olacak. Konuşan Kitaplar ile blog turu etkinlikleri çerçevesinde bu kitabı kazanmak için yapmanız gereken çok basit; bloguma yorum bırakarak ya da  aşağıdaki rafflecopter‘i email adresiniz yada facebook hesabınız ile kullanarak çekilişe katılabilirsiniz. a Rafflecopter giveaway

Ve Unutmayın! Bu kitaba dair diğer etkinlikleri www.konusankitaplarileblogturu.wordpress.com adresinden ve katılımcı bloglardan takip edebilirsiniz.
 1.The Selection

 Yakında DEX'in çıkaracağı The Selection'ı duymayan kalmamıştır. Kapağı harika. DEX'in orijinal kapakla çıkaracak olmasına çok sevindim.Birde ciltli olursa tadından yenilmez =)



2.Ölüm Şarkısı


 Aslında gerilim okumak gibi bir niyetim yoktu ama Arkadya Yayınlarının facebook sayfasında kitabın tanıtım videosunu izledim ve ben bu kitabı okumalıyım dedim. Arkadya Yayınlarının facebook sayfasına girerek tanıtım videosunu izlemenizi tavsiye ederim :) 


3.Asi Periler

Kitap Telvesinin Alışveriş videosunda Asi Periler'i gördüm. Kapağı harika olduğu için alacağım. Hakkında hiçbir şey okumayacağım. Konusu sürpriz olsun istiyorum =)


4.Şeytani Düşler

 Son birkaç kitapta büyük değişim olduğu için seriye ara vermiştim. Şimdi ise kaldığım yerden devam edeceğim. İlk alışverişimde Şeytani Düşler'de alınacak.